Biraz daha feraset

Yeni yüzyılın bu ilk yılında açıkça belli olmuştur ki, insanlık para ve onun getirdikleri ile meşgulken, bu oyuncağı da kontrol eden küçük bir azınlık, sarsılmaz azimleriyle dünyanın geleceğinde kendi projelerini hakim kılma gayretlerini sürdürmektedir. Ayrıca batının; geçen 1400 yılın son ikiyüz yıllık dilimi hariç, tarih sahnesinde hep özne olan İslam’a ve kendisine en unutamayacağı sıkıntıları yaşatan Türk-İslam medeniyetlerinin sonuncusuna (Osmanlı’ya) karşı alacak davası hiç bitmemiştir. Bu yüzyıl son fırsatlarıdır. Yaşlı batı, mirasçılarının müslümanlar olmaması için acele etmektedir.

Endülüs’te İslam’ın kökünü kazıdığına inananlar, aynı sonuca -Osmanlıların işgali altında olduğunu vehmettikleri- Anadolu topraklarında da ulaşmak için tüm gayretlerini sarf etmektedir. Tanzimat’tan günümüze bu topraklarda yaşayanlar, içimizdeki batıcıların da marifetiyle “Din gelişmeye engeldir” diyerek öylesine baskı altına alınmış ki; ağdalı bir mistizmin beraberinde gelişen hurafecilik ve bidat’lerin yarattığı atalet ortamı, din olarak değerlendirilip, toplumun en belirgin birleştirici unsuru olan Kur’an ve sünnet hayatın dışına itilmiştir. Bu gün bu tespit delilleriyle ispatlı fiili bir durumdur.

Milliyetçiliğin kendilerine yeteceğini düşünerek ve din’i (birkaç kutsal hariç) feda eden milliyetçilere; önemsedikleri bu ülkenin değerli kurumsal varlıklarının kendi elleriyle elden çıkarttırılması, bugün gelinmiş ve dikkat edilmesi gereken çok önemli bir aşamadır. Tıpkı Endülüs gibi, İslam ve Türk izlerini Anadolunun küçük bir bölümüne sıkıştırmayı ve yok etmeyi hedefleyenler amaçlarına istikrarla yaklaşmaktadır.

Önce devlet’le vatandaşı arasındaki bağ kopartılmış, çapsız idare ve hukuk sistemiyle pekişen istismar, borç ve talan ekonomisiyle halkın birbirine, siyasetçisine ve bürokratına güveni erozyona uğratılarak kopukluk pekiştirilmiştir. İşte asıl kriz budur. Bugün vizyon sahibi herkes; milliyetçilik fikrinin farklı milletler mozaiğini bir arada tutmak için yeterli olamayacağını fark etmeli, acilen Kur’an ve sünnetin kaynaştıran ve toplumu diri tutan gücünü keşfedip, genç nüfusumuzun dinamikliği ve geçmişte tarihin öznesi olmanın da deneyimiyle el ele yola devam etme düşüncesinde buluşmalıdır. Batının pırıltılı ve bol paralı hayatına entegre olmak isteyen içimizdeki zavallılara aksi durumda bu ülkeyi bekleyen son’un, tam bir hiç’lik olacağını nasıl anlatsak acaba !…

Şuna emin olalım ki Allah (CC) plan kuranların en hayırlısıdır. Sünnetullah’da asla bir değişme olmaz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir