İsrail Nereye Koşuyor!

07.08.2006


Bugün dünyanın en eski yerleşim merkezi ve bir çok medeniyetin kaynağı olan Ortadoğu kaynıyor…

Orada bir savaş var…

Bu savaş öyle bir savaş ki oyuncuları İsrail ve Filistin gibi gözükse de aslında herkes. Yani tüm dünya bir şekilde burada yer alan çatışmaların tarafı…

Uzmanlar, gazeteciler, siyasetçiler bu savaş ile ilgili görüşlerini, sonuçları ile ilgili tahminlerini yazıp çiziyorlar. Biz de bu yazıda konuyla ilgili ortaya konan duruşları genel bir çerçeve içinde önce kategorize ederek kısa tahliller yapıp, ardından konuyla ilgisi açık olan Kur-an’dan  iki ayet üzerinde durarak bu savaşın misyonu ile ilgili yaratıcının; hem Yahudilere hem de Müslümanlara yol gösteren beyanını ele alacağız.

2006 Temmuz’unda İsrail’in Lübnan’a başlatmış olduğu fiili taarruz ile başlayan savaş tüm dünyayı içine çekecek olan bir çatışmanın en önemli aşamasıdır. Kısa sürede tam bir insanlık dramına dönüşmesine ve üzerinden bir ay geçmesine rağmen dünyanın bu açık savaşa müdahale etme erkini ortaya koyamaması, hatta Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kınama kararı dahi çıkaramaması yukarıdaki genellemeyi haklı çıkarmaktadır. Bundan 12 yıl önce sipariş edildiği anlaşılan “Medeniyetler Çatışması” tezi artık start almıştır. Dünya ölçeğinde hiç kimse bundan sonra olacaklar karşısında tarafsız kalamayacaktır. En fazla; çatışmalara direkt olarak katılmayıp gelişmeler karşısında bir “Takım Taraftarı” olarak kalabilir.

Bu savaş’ın taraflarını nasıl kategorize edebiliriz?

Bizce bu soruyu, sübjektif başlıklar ile kategorize edip objektif değerleri bu tanımların içine yerleştirerek cevaplamak doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü bu çatışma stratejisini planlayanlar somut hedeflerini gerçekleştirirken oyuncuların davranış kalıplarını motive ediyor, uluslararası kamu oyu oluşturmak içinde enformasyon faaliyetlerini sübjektif  değerler üzerinden yürütüyorlar.

Bu durumda söz konusu savaş karşısındaki duruşlarına bakarak toplumların genel olarak aşağıdaki sınıflamanın içine konulabileceğini düşünüyoruz.

a- Dini temeller üzerine kurulu “arz- mev-ud” (Vaat Edilmiş Topraklar) ideali için mücadele edenler.

Bu gruba dahil edilebilecek birey ve menfaat gruplarının tamamen Yahudi’lerden oluştuğunu söylemeliyiz. Dini inanç temelleri üzerine kurulu olan İsrail devletinin temel kabullerinin ellerinde bulunan ve “Eski Ahit” diye de anılan “Tevrat” kaynaklı olduğu bilinmektedir. Yahudilerin ellerindeki kitapta; Türkiye’nin güney doğusundan başlayarak Mezopotamya’yı  içine alan ve güneyde Mısır’a kadar uzanıp batıda Akdeniz’e kadar olan toprakların Rab tarafından Yahudilere yurt olarak vaat edilmiş toprak olduğunu görürüz.

“Tesniye (Yasa Kitabı) (Musa’nın 5. Kitabı)

Bab 1;

3 Mısır’dan çıktıktan sonra kırkıncı yılın on birinci ayının* birinci günü, Musa RAB’ bin, kendisi aracılığıyla İsraillilere neler buyurduğunu anlattı.

4 Bu olay Musa Heşbon’da yaşayan Amorlular’ın Kralı Sihon’u, Aştarot’ta ve Edrei’de yaşayan Başan Kralı Og’u bozguna uğrattıktan sonra oldu. 

5 Musa Şeria Irmağı’nın doğu yakasındaki Moav topraklarında
bu yasayı şöyle açıklamaya başladı:

6 “Tanrımız RAB Horev’de bize, `Bu dağda yeteri kadar kaldınız> dedi,

7 `Haydi kalkın, Arava’da, dağlık bölgede, Şefela’da, Negev’de ve Akdeniz kıyısında yaşayan bütün komşu halklara, Amorlular’ın dağlık bölgesine, büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan Kenanlılar ülkesine ve Lübnan’a gidin.

8 Bu toprakları size verdim. Gidin, atalarınıza, İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a ve soylarına ant içerek söz verdiğim toprakları mülk edinin.”

Bab 34;

1 Bundan sonra Musa Moav ovalarından Nevo Dağı’na giderek
Eriha Kenti karşısındaki Pisga Dağı’na çıktı. RAB ona bütün ülkeyi gösterdi:

2 Dan’a kadar uzanan Gilat’ı, bütün Naftali’yi, Efrayim ve
Manaşşe bölgelerini, Akdeniz’e kadar uzanan bütün Yahuda bölgesini,

3 Negev’i, hurma kenti Eriha Vadisi’nin Soar’a kadar uzanan
ovasını.

4 Sonra Musa’ya şöyle dedi: “İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a,
‘Senin soyuna vereceğim diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana
gösterdim ama oraya gitmeyeceksin.”

5 Böylece RAB’ bin sözü uyarınca RAB’ bin kulu Musa orada, Moav
ülkesinde öldü.

Bugün İsrail’in yukarıdaki Tevrat ayetleri ile hareket ettiği açıktır. Burada akla şu soru gelmektedir. Neden ABD İsrail’i ve Yahudileri bu derece desteklemektedir? İleride bu sorunun cevabına dönülecektir.

 

b- Ulusal haklarını ayakta tutma amacı ile mücadele edenler.

Bu grubu halen Filistin’de yaşayan Arap asıllı halk oluşturmaktadır. Hz. Ömer döneminde feth olunduktan sonra Kudüs, kitaplı dinler için kutsal bir bölge olarak kalmış, yüzyıllar boyunca farklı toplulukların bir arada yaşadığı belde olmuştur. Osmanlı Devletinin yıkılışına kadar Müslüman’ların yönetiminde barış içerisinde yaşanılan Kudüs ve civarı İsrail devletinin kurulması ile kaynamaya başlamıştır. Filistinli olarak tanımlanan Arap kökenli halk bölgeden dışlandığını somut olarak yaşadıktan sonra sesini yükseltmeye başlamış ve yüzyıllardır Osmanlı idaresi altında egemen oldukları topraklarda Filistin Devleti kurmak için silahlı mücadele başlatmışlardır.

c- Bölgenin ekonomik değerlerini elde tutmak maksatlı siyaset güden ülkeler.

Bu gruba giren ülkeleri başını Amerika Birleşik Devletleri çekmektedir. Afganistan’da Rusya’nın gücünü kırarak işe başlayan ABD hem ekonomik hem de askeri güç olarak dünya liderliğini pekiştirmiş ve varlığının gelecekteki temel gereksinimlerini temin etmek için Ortadoğu bölgesinde fiilen var olmayı hedeflemiştir. Bugün için petrol, gelecekte ise alternatif enerji kaynaklarının bu eski kıtadaki yoğunluğu dünyamızın süper gücünü bölgeye yöneltmiştir.

Tek gerekçe bu ekonomik neden olabilir mi?

Aslında dünya jandarmalığına soyunup bölgede kan dökülmesine neden olduktan sonra dünya nüfusunun önemli bir bölümünün tepkisini çekmesine rağmen geçmişte İran’a karşı kullandığı kendi yarattığı Saddam’lı Irak’ı birçok güçlü Avrupa ülkesi ile birlikte yok etmesi ve sonraki gelişmeler başka hesapların varlığını da  akla getiriyor.

İşte bu işbirliğinin içinde yer alan ve aynı ideoloji ve menfaatler etrafında kümelenmiş gelişmiş batı ülkeleri bölgedeki gelişmelerden oluşacak maddi ve manevi rantın aslan payını almak için birlikte hareket etmektedirler.

d- Oluşacak muhtemel yeni denge karşısında menfaat elde edebilmek için güçlü siyasi akımın yanında yer alan siyaset anlayışı.

Bu grupta yer alan ülkeler, fiili olarak orta doğu’daki savaşa katılmasa bile içinde bulundukları çeşitli pakt’larda ABD’yi destekleyerek uluslararası arenada yalnız bırakmama rolünü üstlenmişlerdir.

e- Oluşacak muhtemel yeni denge karşısında kaybeden tarafta bulunmamak için güçlü siyasi akımın yanında yer alan siyaset anlayışı.

Bu savaşı hiç arzu etmese ve ABD’nin planları menfaatlerine gelmese de süper güç ABD ile farklı çizgide bulunsalar ve gidişattan rahatsız olsalar bile sessiz kalmayı tercih eden veya kerhen destekleyen ülkeler. Bu gruba giren ülkelerin halkları Hıristiyan yahut Müslüman olabilir.

f- İnanca dayalı taraftarlık anlayışıyla ortaya çıkan mücadele ortaklığı.

Bu gruba giren ülkeler İran başta olmak üzere Suriye, Libya gibi ABD politikaları ile ters düşen ülkelerdir. Diğer birçok Arap olan veya olmayan ancak halkı Müslüman olan ülkelerde bu grubun potansiyel taraftarlarıdır.

e- Bir de aynı inanca sahip bulunmasa da olaylara tarafsız bir gözlemle bakıp herhangi bir menfaat duygusuna kapılmadan, vicdanlarıyla savaşan tarafların birisine kendini yakın hissedenler.

Bu gruba ise basın, yayın gibi enformasyon araçlarından gördüğü ile karar vererek fiilen savaşan tarafların birine meylederek kendisini yakın hisseden ve bu yönde kendi ülkesinde kamuoyu oluşturan halk kitlelerini sokacağız. Burada Müslümanlardan hoşlanmadığı için Yahudileri destekleyen Hıristiyanlar olabileceği gibi Yahudileri sevmeyen Hıristiyanlar olabilir. Ayrıca çok tanrılı Uzakdoğu halklarının tek tanrılı iki grubun savaşına bakış açısı da önemlidir.

 

Araf-128. Musa milletine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah’ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi.

Araf-129. Milleti: “Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik” dediler. Musa da: “Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar” dedi.

Ali İmran-110. Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.

Ali İmran-111. Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

Ali İmran-112. Nerede bulunsalar Allah’ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah’tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir