Siyasette merkez nedir, neresidir?

(Bu yazı 2007 Genel Seçimleri’nin hemen ardından kaleme alınmıştır)

22 Temmuz seçimleri gerçekleşti. Öne çıkan ve topluma yön verme kapasitesine sahip öngörü sahiplerinin aksine Türk toplumu tercihini istikrardan ve kendisine gerçekten güvenen iktidar adayından yana kullandı…

Seçimlerin ardından yapılan çeşitli yorumlar da bu sonucu teyid ediyor. Seçimlerden yenilerek çıktığı varsayılanlar ise (Demokrat Parti genel başkanı Mehmet Ağar’ın istifası hariç) suskun kalmayı tercih etmekte. (23.Temmuz.2007 itibariyle)

Ancak dikkatimizi çeken; en çok tekrarlanan ve hemen tüm yorumcuların dilinden düşmeyen Merkez sağ, Merkez Sol kavramlarıdır…

Nedir bu merkez sağ ve merkez sol ?

Türkiye siyaset arenasında merkezde olmak hep önemli sayılmıştır. O yüzden kendini sol parti olarak tanımlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokratik Sol Parti (DSP) gibi oy alabilme kapasitesi yüksek olan sol partiler dahil tüm partiler kendilerini hep merkeze yaslamayı tercih etmişlerdir.

Ancak özellikle Sol partiler ülkenin demografik yapısı gereği inançlı insanları kuşatabilme kabiliyetini hiç gösteremedikleri hatta bu kitlenin duyarlı olduğu konulara hep muhalefet ettikleri için bir türlü merkeze tam olarak tutunamamışlardır. Bülent Ecevit’in gördüğü bu gerçek bir dönem DSP’nin gelişiminin ana motoru olabilmiştir. Ancak bu da uzun nefesli olamamış, daha başörtüsü konusundaki tutumuyla bu partinin inançlı kesim için çözümler üretemiyeceği açığa çıkmıştır. Sonuçta halk nezdinde güveni sarsılan DSP ekonomik başarısızlık, liderinin yaşlılığı vd. Sebeplerle 2002 seçimlerinde oy oranını %2.5 lara düşürerek merkeze tutunabilme gerekçelerinden uzaklaşmıştır.

Merkez sağ olarak adlandırılan partiler ise Süleyman Demirel ve Turgut Özal’dan sonra lider bazında temsil niteliğini yitirmis, sağ seçmene özellikle inançlarına saygı konusunda kurumsal bir duruş sergileyememiş ve kayacak başka bir zeminleri olmadığı için de buharlaşmışlardır.

2002 yılında siyaset sahnesine çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise 2007 yılına kadar yürüttüğü iktidar döneminde makro ekonomik politikalarda ortaya koyduğu başarı ve dış dengelerin rüzgarıyla, ama en önemlisi yüzünü hep vatandaşa döndüğü için olsa gerek %34’ler ile geldiği iktidarı önce belediye seçimlerinde %42’ye ve 2007 genel seçimlerinde ise %46’lara çıkarmıştır.

İlginç olan ise CNN Türk televizyonu’nun seçim gecesi (23.07.2007) yayınladığı gelir dağılımına göre partilerin oy tabanları grafikleridir. Bu grafiklerde tüm ezberleri bozacak bir gerçek de ortaya serilmiş oldu. Bu na göre fakir sınıfına giren halk kitlesi ile D, C gibi düşük gelir seviyelerinden ve B grubu orta gelir seviyesinden AKP, ikinci parti olan CHP’ye göre açıkara daha fazla oy alırken A grubu olarak değerlendirilen zenginler sınıfından oy alma konusunda CHP, AKP’ye fark atmıştır.

Bu sonuç Türkiyede sol ve sağ kavramlarının yeni dönemde ciddi şekilde sorgulanmasını gerektirecek bir sonuçtur.

Yukarıdaki sonuçların bu yazının konusu olan Merkez kavramı ile olan ilgisine gelince; AKP bu seçimlerde adını koymadan ve hiç dillendirmeden bir merkez partisi olma politikası izlemiştir. Aslında diğer partilerin, özellikle devlet ideolojisinin destekçisi grupların AKP’yi marjinal unsurlarla özdeşleştirmeleri, aslında bu partiyi merkeze yaklaştırmama ya da merkezden uzaklaştırma politikası idi.

Ancak seçim sonuçlandıktan sonra ortaya çıkan manzara şunu net olarak ortaya koymuştur.

  • AKP bir merkez partisi olarak kendini tescil ettirmiştir.
  • Merkez sağ ve Merkez sol kavramları eski bir sınıflama olarak tarihe gömülmüştür.
  • Yeni dönemde Sol partiler, Merkez partisi ve sağ partiler sözkonusu olacaktır.

Özellikle CHP ve DSP’nin duruşları ve vaadleri bu konuda belirleyici olacaktır. Çünkü aşırı sağ milliyetçilik söylemiyle bir sol duruş sergilenemeyecektir. Bu denenmiş yanlışta ısrar etmenin partilere hiç birşey kazandırmayacağı ortada. Zira daha alt gelir gruplarına seslenemeyen bir sol düşünülemez. Dolayısıyla özellikle iki sol partinin kendilerini daha solda tanımlamaları ve bunun gereğini yerine getirmeleri ideolojileri açısından gereklidir.

Eski modelde, liberal diye de adlandırılan merkez sağ partilerin yeni denemeleri şüphesizki olacaktır. Ancak bu denemelerin sonuç vermesi bundan böyle olası gözükmemektedir. Hiçbir partinin devamı olmayan ve kendisini ideolojilerle değil sosyal politikalarla tanımlayan güçlü bir hareket ortada dururken eski bir hareketin canlanması olası olmasa gerek. Sağda olsun solda olsun her türlü aşırılığın uzun vadeli büyük bir sosyal harekete dönüşmesininn mümkün olamayacağı gerçeği de açıktır. Bu durumda merkez için mücadele etmek -oylar açısından- marjinal kalmayı göze almak demektir. Hele hele siyaset halkın inaçlarına fiilen saygı göstermeden yapılacaksa sözkonusu marjinallik kesindir…

Bakın, orta yol ya da merkez konusunda Kur’an nasıl bir açılım sunuyor…

Bakara 143. Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada (merkezde) bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah’ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.

 

Hasan Mustafa Arslan (23 Temmuz 2007, İstanbul)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir