Siz, oyunuzu verin!

26.10.2015


İstanbul’da bazı duvarlarda “Müslüman Oy Vermez” duvar yazıları mevcut. Eminim Anadolu’da birçok yerde bu yazılardan çokca vardır.

Bu düşünceye sahip olanların en temel dayanağı “Kanun yapıcı Allah’tır. Başkasının kanun yapma iddiası kendini Allah yerine koymakdır” şeklinde ifade edilen düşüncedir.

Bu düşünce; mecliste üzerine yemin edilen şeyleri de katarak, seçim sistemi ile oluşturulan Anayasal yapının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin, İslam’ın emir ve yasaklarına ters olduğunu iddia etmektedir. Dolayısıyla “verilen oyları, gayri İslami bir düzenin değirmenine su taşıyor olmak” şeklinde yorumlamaktadır.

Şirk kavramıyla ilişkilendirilen yukarıdaki yaklaşımın ilk bakışta mantıklı gibi gelse de biraz incelendiğinde tam olarak sağlam bir zemine oturmadığı düşüncesindeyim.

Öncelikle Kur’an, yaratıcı ile aramızdaki gerçek ve anlaşılır bir belgedir. Yukarıdaki tartışmanın muhatapları inananlar olduğu için Kur’an’ın gerçekliğini, değişmemişliğini ve tüm zamanlara hitap ettiğini tartışmaya gerek yoktur.

Ancak Kur’an’ın “herşeyi açıklayan bir kitap”[1] olması konusu üzerinde biraz durmak gerekecektir. Zira Kur’an’ın her konuya temas etmiş olması ve bunun nasıl bir yöntem ile olduğu konusu müslümanların dahi patenaj çektiği bir alandır. Bu sebeple tarihselci yaklaşımlar vs. hayat bulmakta; ancak Kur’an’ın lafzı karşısında, tevil dışında bir usül geliştirilemediği için tutunamamaktalar.

Oysaki Allah (CC) Kur’anı bizzat kendisinin açıkladığını söylüyor. Bunun için şu ayetleri bilmekte yarar var.

“İman edeceklere doğru yolu göstersin ve rahmet olsun diye ilim üzere açıkladığımız bir Kitap gönderdik.” (A’râf 7/52)

“Elif, Lâm, Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri hem muhkem kılınmış hem de doğru karar veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır.

Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir. Ben de o kitapla sizi uyaran ve müjdeleyen kişiyim.” (Hud 11/1-2)

Aynı zamanda Din kavramını tanımlayan ayeti de bu zincire kattıktan sonra fotoğraf daha da keskinleşecektir.

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)

Verilen ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah (CC), hem insanlara vadettiği ahiret hayatını onlara kazandıracak değerleri hem de bu dünya yaşamında hayatı kolaylaştıracak[2] bir takım yöntem ve kuralları onlara önermektedir. Önermektedir denmesi, bir imtahan içinde olunması ve “Dinde zorlama yoktur”[3] ayetinin gereğidir.

……………………

Birkaç istisna hariç her konuyu kanun ve kararnameler şeklinde detayıyla Kur’an da bulmak elbette olası değildir. Ancak ilim ve fıtrat bahisli ayetlerden de anlaşılacağı üzere, Kur’an birçok açıklamayı, insanları tabiattan elde edilecek doğru bilgiye yönlendirirerek yapar. Öyleyse Kur’an – Nebî – Fıtrat; birbirleriyle asla çelişmeyen 3 temeldir.

İnsanların bir düzen oluşturarak hayatı idame ettirmesi ve yaşam alanlarında kargaşa oluşmaması için bazı bilgi ve deneyimlerden yararlanarak kurallar (kanunlar) koyması son derece fıtri bir şeydir. Burada müslümanlardan kitaplarını adeta bir kontrol kalemi gibi kullanıp, güçlerinin yettiğince mücadele ederek yanlışları düzeltmeye çalışması beklenir. Mücadele yöntemi olarak da yine o kitapta yazılı olan yöntemlere sadık kalınması gerektiği açıktır. Adaletli olmak, kıst’ı ayakta tutmak, şahitliği tam yapmak[4] vs.

İçinde olmadığınız bir gruba ayar vermeye kalkışmak ne kadar mümkündür? İçinde olunan toplumun kuralları ve yönetim organları ise tüm bireyler için veridir. Tağuta dönüşen yasaların sadece müslümanları değil herkesi köleleştirdiği unutulmamalıdır. Müslümanın mücadelesi de herkes için olduğu zaman tam anlamda İslamî sayılır!..

Seçim özeline gelince; düşüncelerinizi temsil eden bir siyasi oluşum bulunmadığı için oy vermemek başka, “Müslüman oy vermez” demek başka şeylerdir… Bir ülkede inancınızdan dolayı can ve mal güveniğinizin kalmaması ise bambaşka birşeydir. Eğer bu tür bir güvensizlik durumu yoksa, tıpkı apartman yöneticisi seçer gibi seçime katılıp oy vermenin en doğru tavır olacağı ortadadır.

Ki söz söyleme ve eleştirme hakkı doğabilsin…

Aksi durumda müslümanlar en başta kendi kendilerini ötekileştirerek en temel taleplerini sisteme iletemiyeceklerdir. Bu söylenenler çoğunluk olunamaması durumundadır. Eğer özgürlükçü bir ortamda ve çoğunluk iseniz zaten tartışma da söz konusu değildir. O taktirde müslümanlar herkesin inanç ve yaşam özgürlüklerini güvence altına alan, hiçkimseyi köleleştirmeyen bir yönetim organizasyonunu oluşturabilecektir.

Ancak Ümmetin bugünkü öncelikli sorununun, Müslümanların çoğunluk olduğu ülkelerde bile çoğulcu ve özgürlükçü bir fotoğraf vermek şöyle dursun, asabiye (akrabalık) ve cahiliye kurallarıyla oluşturulmuş “Kur’an’sız İslam’ı” herkese dayatmak olduğunu görmemiz gerek.

Kaldı ki seçimlerde din oylaması da yapılmıyor. Halk, siyasilerin çeşitli dünyevi hizmet becerilerini ve içinde yaşanılan toplumu dünyada daha iyi noktalara getirme vaadlerini oyluyor…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir