Sanayi devrimi, üretimin ana unsuru olan emeği de hızla nesnelleştirdi. Devrim öncesi üretim süreçlerine ve ürettikleri ürününe hâkim olan çalışanlar, gitgide devrimin hızlandırdığı çarklar ve seri üretim bantları arasında adeta insanımsı robotlara dönüştü.
18. YY’da başlayan kömür devrimi ve buhar makinelerinin tetiklediği, sonraki her yüzyılda boyut değiştiren sanayi devrimleri, batının sömürgecilik planlarına da ayrı bir dinamizm sundu. Tarım toplumunun feodal düzenine nazaran 19. ve 20. YY’da gelişen sanayiler ile işgücü ihtiyacı da boyut değiştirdi. Yapay zeka ve robotların devreye girmesiyle ise 21. YY’da her şey çok daha farklı bir zemine kaydı.
Sanayileşme süreci; bir yandan hammadde ve insan kaynağı ihtiyacını diğer yandan finansman ihtiyacı ve modellerini yanı sıra üretilen ürünleri talep edebilme kabiliyetine sahip harcama yapabilecek kitleleri oluşturmaya ihtiyaç duydu…
Her türlü zulmün, yapanın yanına kâr kaldığı ilk dönemlerde batı büyük bir sermaye, patent ve bilgi birikimini yönetimi altına alarak doğu, Arap ve Türk medeniyetlerinden de eklemlediği kadim birikimler üzerine kendi medeniyetini oluşturdu. Her bir versiyonu, katlanarak insanlık üzerindeki büyüsünü artıran sanayi devrimleri; teknoloji kaldıracı ve disipline ettiği ekonomi, siyasal, sosyal, akademi hayatı ile batıyı, rasyonalist unsurları anlamın önüne geçirerek inşa edilmiş algılar ile öne çıkardı ve dünyayı kuşatmasına vesile oldu.
Bu süreçlerin arka planındaki ajandalar ve hakim ulusların kirli işlerine ait anlatı ve çıkarımlar, dün komplo teorisi olarak nitelenirken bugün iletişimin aydınlığı, tüm yaşanmışlıkları ve yaşananları faş olmuş gerçekler olarak karşımıza çıkardı…
Sanayi devrimi ile söze girmenin sebebi; dedelerin 1800’lerde İngiltere’de günde 16 saat çalışarak bugünkü nesle büyük bir varlık bıraktığına, ancak o denizin kaynaklarının artık sonuna gelindiğine vurgu yapabilmek içindi…
Bugünün adeta insanımsı robotlara dönüşmüş halklarının kalpleri, halen parıltılı ve güvenli olduğuna inandı(rıldı)kları Batının ışıltılarına koşuşmakta…
Ancak durum Batı ülkeleri açısından, orta vadede -hatta kısa vadede bile- hiç de öyle değil!..
Emperyalist vizyon, sömürü çarkı, finansal oyunlar, patent ve teknoloji üstünlükleri ile batı medeniyetinin müreffeh ve konforlu döngüsü artık sürdürülebilir olmaktan çıktı.
Bu durumu uzun örneklerle anlatmaya girişmeden kısa başlıklarla betimleyecek olursak:
- Batı endüstriyel üretim gücünü yitirmiştir. Büyük sanayileri ya dışa bağımlı ya da rekabetçi değillerdir.
- Batıdaki konfor alanları işgücü maliyetini artırmış ve rantabl maliyetler ile üretim yapılamaz hale gelmiştir. Buna mukabil sağlık ve sosyal güvenliğin kamburu had safhadadır.
- Geçmiş yüzyıllarda endüstrinin dinamiği olan kömüre dayalı enerji kaynağı artık demode olmuştur.
- Hammadde batının sömürgelerindedir ve eskisi gibi bedava ya da ucuz değildir.
- Batı, tarıma dayalı ekonomide cılızlaşmış ve dışa bağımlı hale gelmiştir.
- Sömürgeler art arda uyanmışlar ve dünkü cellatlarını topraklarından kovmaktadır.
- Global Finansal Operasyonların gücü, üretimin gücü karşısında zayıflamıştır.
- Her dönemde savaşların ana sebeplerinden olan lojistik ve lojistiğin güvenliği, stratejilerin temeline oturmuştur. Bu çerçevede Batı, menfaatleri çerçevesinde öncelediği ticaret yollarını oluşturamamakta, planladıklarını ise güvenli hale getirememektedir.
- Batının bugüne kadar yürüttüğü savaş stratejisinde, vekiller etkisini yitirmiş, herkesin eli görülmüş ve asılların sahneye çıkması noktasına gelinmiştir.
- Batı dünyası iç dinamiklerinde kaosa yol açmamak için oluşturduğu konfor ortamını sürdürmeye mecbur kalmıştır. Bu sebeple de eski vahşi sömürü politikalarını sürdürmeyi her türlü çatışma, vahşet ve iki yüzlülüğe rağmen kalıcı hale getirmekten çekinmemektedir.
Batının akıl hocaları bu fotoğrafı tüm netliği ve verileri ile çok önceden hükümetlerine ilettiler. Ancak onlar bu düşüşü yavaşlatacak çözümleri, yine eski zulüm ve adaletsiz uygulamalarına başvurarak bulmanın dışında bir çözüm üretemediler.
Bu durum global olarak, dünyanın jandarmalığını yürüten ABD’ne de tüm sömürgeci güçlere karşı da derin bir nefret ve kalıcı bir güvensizlik oluşturmuştur.
2012’de Fransa Cumhurbaşkanı Holland’ın Cezayir katliamını bir hata olarak tanımlaması ya da ABD Başkanı J. Biden’in Kızılderililere yaptıkları katliam ve asimilasyonlardan dolayı özür dilemesi hiçbir şeyi değiştirmiyor. Özellikle Afrika’da sömürgeci ülkelerin eski yaptırım güçlerinin kalmadığını görmek gerek. Çin, Rusya, Türkiye gibi ülkelerin sahada aktif olmaları hem insan gücü hem ekonomileri asırlardır sömürülen Afrika ülkeleri için çıkış kapıları anlamına geliyor ve cellatlarına karşı dik durmalarında etken oluyor. Diğer bir deyişle sömürgecilerin ekonomik, siyasi, dini ve silah gücü artık eskisi kadar sökmüyor.
Batıda bu gelişmeler karşısında derin rahatsızlıkların oluştuğu ortada. Avrupa’da aşırı sağın ivmelenmesinin altında da Türkiye karşıtlığı ve İslamofobi hareketlerinin altında da bu gerçeklik başat bir etken.
Batıda eski zalimliklerin bölgesel vesayetçiler eliyle perdelenerek sürdürülebileceğini uman ahmak siyasetin varlığı bile, Avrupa’nın dünyaya ihraç ettiği medeniyet söylemleriyle derin çelişkiler barındırıyor…
Çin’in üretim gücünden, başta ABD olmak üzere Batı medeniyeti rahatsız!..
Global arenada dünyanın jandarmalığını üstlenen hâkim ekonomisi ABD görevinde zerrece adil olamadı. Bu adaletsizlik diğer ülkeleri farklı ekonomik paktlar arayışına itti. ABD Convertbl olan dolar para birimini dünya ticaretinin tamamına hâkim kılmak istiyor. Ancak bu da çeşitli paktlar ve ambargolar sebebiyle artık gerçekleşmesi olanaksız bir hayal. Zira hiçbir ülke geçmişte yaşanan keyfilikleri bile bile yarın ABD’nin ambargosuna ve parasal varlıklarına kendinden menkul sebepler ile el koyması riskine razı değil.
Günümüz uluslararası ticaretinde trend, her ülkenin kendi parasıyla ticaret yapmasına evrilmektedir.
Bu oluşumun güçlenmesi, ABD’nin SWIFT sisteminin ipini çekecek olan büyük bir hamledir!..
İngiliz siyasetçi ve eski Avam Kamarası Üyesi George Galloway’de benzer yorumu yapıyor. Kendisi, TUSAŞ saldırısının Erdoğan BRICS zirvesindeyken gerçekleşmesinin asla tesadüf olamayacağını dillendirdi. Galloway demecinde, “NATO üyesi ve Avrupa Birliğinde üyelik aşamasında olan Türkiye’nin BRICS’e yanaşması bunları delirtti” ifadelerini kullandı. BRICS’i “dünyayı değiştirecek yeni bir oluşum” olarak nitelendiren Galloway, üye ülkeler arasındaki serbest para transferinin ABD’nin SWIFT hegemonyasına ket vuracağını ifade ederek “Bu, ABD diktatörlüğünün sonunu getirir” dedi.
Görülen o ki; Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin meydana getirdiği BRICS ekonomik oluşumu, şimdiden batı medeniyetinin en büyük korkusu haline dönüşmüş bile.

Akamete uğrayan İMEC Koridoru için öngörülen güzergâh.
- Batı cephesi gelişen Çin’in Kuşak ve Yol Projesine alternatif olarak İMEC Koridorunu Davos zirvesinde ilan etti.
- Ancak batının ticari vizyonuna kendi dini ajandasını önceleyerek eklemleyen İsrail; saldırganlığıyla, Kara ve deniz yolları ile oluşturulmak istenen İMEC KORİDORU planını riskli hale getirip sürdürülebilirliğine halel getirdi.
Çin’in devasa üretim gücü ile Batıyı endişelendirdiği ve tedbir almaya sevk ettiği ortada. Ancak herşeye rağmen Çin, devasa üretim çarkını akamete uğratmamak için tüm ambargolara rağmen İran ve Rusya’nın enerji kaynaklarına derinden ihtiyaç duyuyor.
Enerji demişken Rusya’nın batıya açılan enerji musluklarının kapısının Türkiye olacağını ilan etmiş olmasının, Arap yarımadası ve Irak için de harikulade verimli bir açılım olduğuna değinmek gerek.
Batı cephesini kızdıran ve tüm orta-uzun vadeli planlarını allak bullak eden şu gelişmeleri de not etmeden geçmek olmaz.

Türkiye’nin denizaşırı üs ve askeri iş birlikleri büyük bir stratejik oluşumun göstergesidir.
- Türkiye, ABD’nin Rusya’yı Gürcistan ve Ermenistan üzerinden de kuşatma planına Karadeniz’de takoz koydu
- Türkiye, ABD’nin Suriye ve Irak’ta oluşturmak istediği Terör Koridorunu akamete uğrattı.
- Türkiye, Libya ile Mavi Vatan’ı ilan etti ve Akdeniz’in jeopolitiğini değiştirdi.
- Türkiye, Somali ve Sudan’da askeri üsler oluşturdu.
- Türkiye, Rusya Ukrayna savaşındaki arabuluculuğu ile tüm dünyada ikonik bir yere oturdu.
- “Dünya Beşten Büyüktür” diyerek kimsenin cesaret edemediği bir söylemi dillendirdi.
Tüm bunlar ve dahası ABD’nin stratejik hedefleri için açık tehdittir ve muhataplarınca böyle de algılanıyor.
*****
BRICS oluşumu ve sonrasında Türkiye’nin istikametini bu platforma çevirmesi ihtimali bardağı taşıran damla oldu. Türkiye’nin bu yöndeki tercihinin önemi, ABD ve Avrupa ile Rusya ve Çin’in başını çektiği oluşumların dengesinin bıçak sırtı olmasındandır.
Türkiye, son 20 yıldaki dinamiği ile dünyaya dağılmış Türkler ve Müslüman halklar üzerindeki etkisini de katarak bu bıçak sırtı dengeyi diğer tarafın aleyhine bozacak özgül ağırlığa sahip konuma gelmiştir. Silah Sanayi ve Makine Sanayi’ndeki Türkiye’nin mukayeseli üstünlükleri göz ardı edilemeyecek ehemmiyet ve cesamettedir. Buna maden varlıkları, tarımsal üretim kabiliyeti, yukarıda adı geçen dünyaya dağılmış Türk ve Müslümanların beklentileri, ABD ve İsrail’e karşı oluşan nefret bagajının taşınamaz boyuta ulaşması vb…
Sayılabilecek daha birçok global ve yerel gerekçeler batı cephesinin çöküşünün parametrelerini oluşturmaktadır.
Tüm bunların ardından, son çeyrekte Türkiye’nin başına gelenlerin sebebini sormak abesle iştigal değil midir!..
SONUÇ
Batı dünyası 20. YY’da, ABD ve Avrupa’da kendi halkları ile sınırlı kalmak üzere bir dünya kurmuş ve vatandaşlarını yüksek bir yaşam standardına alıştırmıştır. Bu konforun kaynağını ise kendi halklarından bile gizlemiştir. Özgürlük ve varlık içinde, seçilmiş yeteneklerin insanı inşa etmeye yönelik çabaları ve insan hakları dahil diğer birçok söylem, teknolojinin ışıltılı zemininde tüm dünyaya empozesiyle çok güçlü bir çekim alanı meydana getirilmiştir. Akademi camiası, patentler, çevre hassasiyetli çeşitli uluslararası sivil kuruluşlar, finans modelleri, en önemlisi de iletişim kanalları ile sağlamlaştırılan konfor ve sömürü mekanizmasının arkasındaki batı düşünce sistemi; kendi dışındaki dünyaya karşı acımasız, adaletsiz, ahlak normlarına sığmayan bozguncu tavrını hiç değiştirmemiştir.
Bugün batı değerlerine ait söylemler ve müesseseleri ne kadar cezbedici olsa da bu konfor alanının, diğer kıtalarda akıtılan/akıttırılan kan ve sömürünün mahsulü olduğu gerçeği, maskelenememektedir.
Ancak sorun bununla sınırlı değildir. Mevcut konforun sürdürülmesi zorunludur. Demokrasi; devletlerin sağlıktan sosyal güvenliğe, enerjiden gıdaya, güvenlikten teknolojiye erişilen konfor çıtasını bir milim aşağı çekmesine olanak tanımamaktadır. Her geçen gün daha fazla tüketen ancak kendi üretemeyen bir güç odağına evrilen batı ile karşı karşıyayız.
Sömürgeler gözlerini açmıştır. Dün rahatlıkla sömürdüğü her türlü kaynakları kendi faydasına devşirebilen batı, artık bunu sürdüremediği için krizin eşiğindedir. Kendi halklarına bol keseden dağıttıkları sözde sosyal adaletleri çökmüş, tedavi edemedikleri için hastalarını ölüme terk eder noktaya gelinmiştir. Güç algısını ihraç etmek için sürekli reklam ettikleri konfor alanları bir soruna dönüşmüştür. Batının kendi dışındaki dünyadan sadece zeki ve paralı kitleleri elimine ederek içinde yer vermesi başka bir algı sorununa dönüşmek üzeredir.
Kendileri ile inanç birlikteliği olmayan bir avuç Yahudi’nin Batının kurduğu tüm sistemleri, fütursuzca ve alay edercesine takmaması, Batı içinde onlara kerhen verilen desteği sorgulatmakta ve derin kırılmaların alt yapısını hazırlamaktadır.
BRİCS Paktı ülkelerinin; hammadde, enerji, nüfus, üretim avantajları göz ardı edilemez. Avrupa’nın zalimlikleri ve menfaatleri uğruna çekinmeden bozgunculukta en ön safta yer alan ABD’nin ekseninde dağılmadan yürümesi sürdürülebilir değildir. ABD’nin kendi iç dinamikleri de varlık ve refahlarının Ortadoğu, Ukrayna, Tayland vb noktalardaki savaşlara gömülmesine rıza göstermemektedir. ABD’de de algı bombardımanı ile yürütülen yönlendirmelerin sökmeyeceği döneme yaklaşılmıştır…
Tüm bu sayılanlar ve ele alınmayan irili ufaklı dinamikler, Batı’nın aniden ve hiç beklemediği şekilde dizüstü kalacağının kuvvetli emareleridir.
HASAN MUSTAFA ARSLAN
29.10.2024 – İstanbul

Sorular: sanayileşme neden batıda başlamıştır?
“Sömürgeci” zihniyet mi sanayiyi doğurdu sanayileşmemi sömürgeci yaptı?
Batının çöküşünde insan kaynağının rolü nedir?
Batıda Arge yapacak zihinler yetişmiyormu yoksa doğudaki zihinler batıdan daha önce ve kaliteli Ar-Geler yapar halemi geldi?
Güzel bir makale teşekkürler.