Türkiye ilginç bir ülke. Binlerce yıllık tarihi birikimi olan kadim bir akla sahip. Bu aklın davranışsal kodları Elhamdülillah kaybolmuş değil. İktidara talip olup bu akla yönelenler kalıcı olabiliyorlar. İkbal peşinde olup muhalefette kalanların çoğu ise bu kadim coğrafyada etkin olmayı ilke edinmiş mihrakların sofrasına, bilse de bilmese de ya da istese de istemese de meze oluyor.
Sözü edilen bu dış güçler kim!..
- Anadolu’nun tarihine baktığınız zaman burada kimler olmuşsa başta onlar. Diğer bi deyişle Megali idea sahibi irrealistler… Persler, Romalılar, Yunanlılar, Ermeniler…
- Büyük (mega) ideali sıcak denizlere (Akdeniz’e) inmek olanlar. Germenler ve Ruslar…
- Anadolu’nun bir kısmını dini coğrafyalarının parçası görenler. Siyonistler, Sabetayist’ler…
- Ve dahi hepi topu iki yüzyıllık tarihi olmasa da; fiziki olarak kuşatılamayan, batı ilerlemecilik felsefesinin ve kapitalizmin jandarması, parası konvertibl olan malum hegamonik güç… ABD.
Bir bedeli olmaksızın, onca medeniyetin temellerini barındıran kadim Anadolu’yu yurt edinmenin mümkün olabileceğini sanmak hamlıktır, sığlıktır!..
Bu coğrafyada iktidar olmak; sayılan güçler ve onların vesayetçileriyle ya anlaşmış olmayı ya da dişe diş, cana can mücadeleyi mecbur kılar…
Anılanlar; hiçbir şart ve koşulda hatta kimliklerinin mensubu olunsa dahi Türklük geçmişi olan bir şahsı kendilerinden say-maz-lar…
Bir kişi din olarak her ne kadar kendisini onlardan biri sayıp yetiştirse dahi asla vesayetçi (bir tür aparat) olmaktan öteye gidemez…
…………
Dış güçler başlığı altında yukarıdaki anılanlar için:
- Din olarak “Sevgi Dini”
- Yönetimsel olarak “Demokrasi”
- Yaşam biçimi olarak “Laiklik”
Bu kavramlar, amaçlarını kaplayan çikolata sosu, ajandalarını sardıkları yaldızlı bir ambalajdır.
Hemen her şeyin algı üzerine bina edildiği dünyamızda nefes alıp verenlerin büyük çoğunluğu:
- Kesinlikle biliyor olsa da Allah’ı ve ölümü unutmuştur. Hayaller peşindedir!..
- Özendikleri demokrasi havarisi Avrupa ve İskandinav ülkelerinin neredeyse tamamında Krallık hakimiyeti olduğunu dahi bilmez!..
- Laiklik kavramının, Skolastik Hristiyan Felsefesine karşıt bir başkaldırı terimi olduğunu öğrenmemiştir bile!..
Yeryüzünü kaplayan bu vasıftaki kitle; yeryüzünde dolaşmakta, çalışmakta, üretmekte, tüketmekte, ağzı laf yapmakta, nesil sahibi olmakta, sevmekte, nefret etmekte, kararlar vermekte, tercihler ortaya koyabilmektedir…
Bu fotoğraftaki kitleyi yönetmek ve yönlendirmede ALGI sözcüğünün işlevi ve ürettiği sonuç, ekonomik terim olarak RİBA ile eşdeğerdir…
Bu tespitin yeterince açıklayıcı olduğunu varsayarak konuyu uzatmadan yazının başlığına atfen güncel gelişmelere dönüp asimetrik bir duruma dikkat çekelim…
Şu öncelikle bilinmelidir.
Batı toplumlarında eğer özde atalardan gelen milli ve dini birliktelik yoksa hiçbir güç vesayetçisi ile manevi bağlılık oluşturmaz. Vesayetçisini menfaatlerinin taşıdığı yere kadar taşır. Ağır geldiği yerde düşünmeksizin bırakır!..
Doğu toplumlarında ise din ve milliyet bağının dışında mazlum olana ilk iki maddeye bakmaksızın yardım elini uzatma ve dahi onlarla gönül bağı kurma hasleti vardır.
Tarihte bu söylenenlerin olduğu gibi hem batı hem de doğu toplumlarında menfaat için acımasızca kardeş kanı dökmenin de sayısız örnekleri vardır. Bunların gerekçesi ise ağırlıklı olarak ihanet, devletin bekası ve soy üstünlüğü iddialarıdır.
…………
2022-23-24 yılları, çok daha öncesinde fiilen vesayetçiler üzerinden başlamış olan 3. Dünya Savaşına asli unsurlarında katılmasına tanık oldu. Ülkemiz ise 1980’lerden beri bu savaşın bilfiil göbeğinde. Ancak ne hikmetse Hâkim unsurların Afrika Baharından çok daha önce başlattığı Anadolu’yu parçalama hareketine en büyük destek nasılsa içimizden geldi ve gelmeye de devam ediyor.
Bu parçalama ve yıkım projesine karşı mücadeleyi, asimetrik yaklaşımlarla ve de üstelik batı aklıyla üretilmiş anayasa ve kanun baskısına rağmen yürüten iktidar ise onca olumlu sonuçlara rağmen bir kesim tarafından yerden yere vurulabiliyor!..
Suriye’yi dünyadaki tüm terör birikimlerinin eğitim arenası yapmış, kendi halkına karşı da sayısız kere zalimliği sabit bir zulüm yönetimini yerle bir eden Türk Devlet aklının uygulayıcısı iktidar, dünyanın neresinde olsa takdirle karşılanır ve el üstünde tutulur…
Ancak ülkemizdeki ekranlarda yer tutmuş çok sayıda akademisyen, iletişimci, asker, siyasi, demode bürokrat ve youtouber halen karalayıcı bir dezenformasyon dilini kullanabiliyor…
Bu kafalar, yaklaşımları ile hep aktif olan veya bir şekilde etkin, uydusu olmak istedikleri gücün hegemonik bağlantılarını öngörerek birtakım analizler yapıyor.
Oysaki Suriye örneğinde; şu anki gelinen durum asla ne İran’ın ne Rusya’nın ne ABD’nin hatta ne de İsrail’in isteyip planladığı bir durum değil. Onlar Türkiye’yi çok daha önceden Suriye gibi ya da Afrika Bahar’ının uzantısı olarak, parçalayabilecek bir Eylem planına girişmişlerdi. Ama gelinen noktada şu andaki pozisyonu mecburen kabul etmek zorunda kaldılar.
Çünkü Türkiye kendi planını ortaya koydu. İlmek ilmek uyguladı. Başarılı da oldu…
Şimdi bunu göz ardı ederek yapılan her çıkarım, aslında vizyonsuz sığ düşünce ve algı yönetiminden öte bir şey değil. Evet adamlar güçlü. Evet adamlar birtakım planlar yapıyorlar. Yeni her durum karşısında planlarını güncelliyorlar da. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama esas olan senin de bir plan yapıyor olman, o planı hayata geçirebilmen ve başkalarının adımlarını değiştirebilmendir…
Toplum nezdinde bu bakış açısı değişmedikçe, Türkiye’nin geldiği noktayı ve Ortadoğu’daki pozisyonunu top yekün anlayıp doğru tahlil etmek mümkün değildir.
Evet yarın için dış güçlerin Türkiye’de devşirdikleri ve devşirecekleri çapsız idarecilerden, ismiyle müsemma olmayan, ajandası gizli siyasetçilerden biriktirdikleri hazır kıtaları var. Vizyonsuz ve vicdansızlarla kol kola girebilme kabiliyetine sahip kapasitede bir adayı iktidara getirerek ülkenin tüm kazanımlarını, kendileri için artı bir değere dönüştürme planları da elbette olacak ve bitmeyecek… Tehlikeli olan ise buna çok uzak olmamaları…
Niye böyle oluyor!..
Çünkü Türk insanına aşılanan özgüven eksikliği had safhada kullanılıyor. Hazırlanan ters köşe videolar ile oluşturulan nefret tabanı, aparatlarına kesintisiz konsolide ettiriliyor. Bunlara çeşitli maddi kazanımlar gizli ve açıktan sağlanabiliyor.
Suriye’de Şam’ın düşmesiyle gelinen son durumu egemen güçlerin planıymış gibi sunmaya çalışanlar, Türkiye’nin devlet aklından ve bu çizgiyi benimseyen liderinden rol çalmak için çırpınmakta…
Egemen güçlerin, aparatlarını iktidara taşıyıp kazanımları kırabilecek bir operasyonu başarmaları her zaman için geçerli ve büyük bir tehlike olarak karşımızda…
Esas olan ise mevcut aktif durumu müdafaa edebilmek ve kazanımları kendi değer sistemimizle ilerletebilmektir. O dili geliştirmek ve kadroları yetiştirmek zaruridir…
Hasan Mustafa Arslan
15.12.2024

Muhteşem bir tespit. Siyasi bir fotoğraf bundan daha iyi çekilemez. Eline sağlık Mirim.
Fotoğraf kaç piksel bilmiyorum ama bir manzara ortaya koymaya çalıştım mirim